Tekstilin evrimsel sürecinde insanlık, ilkel yöntemlerle başladığı örme ve dokuma tekniklerini geliştirirken, giderek ürettiği tekstile sanatsal özellikler de kazandırmaya başlamıştır. Bu bağlamda Pazırık Halısı ve Tapestry halıları, lif sanatının gelişiminde önemli aşamalar olarak kabul edilmektedir. Zanaat kapsamındaki bu üretimlerin yerini Endüstri Devimi ile birlikte makine üretimleri almıştır. Gelişen bu durum kaçınılmaz bir şekilde zanaat olarak üretilen tekstilin etkisini büyük oranda azaltmıştır. Tekstilde zanaat üretiminin zayıflaması ve buna karşın sanayi üretiminin yaygınlaşması sanatı toplumdan uzaklaştırarak zevksizliğe yol açtığı görüşü öne sürülerek, sanayi üretimi ile zanaatın iş birliği fikri geliştirilmiştir. Bu fikirden hareketle, önce Arts and Craft hareketi ve daha sonra Bauhaus Okulu gibi oluşumlar ile bu düşünce hayata geçirilmiş ve tasarımcı sanatçı kavramı ortaya çıkmıştır. 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren görmeye başladığımız ve özellikle 1960’lardan itibaren sanatta yeni ifade arayışlarının hız kazandığı bir süreç olmuştur. Sanatçı kendisini daha özgür ve daha güçlü ifade edebilmek için, endüstriyel malzemeler yanında, geleneksel teknik ve malzemelere de yönelmiştir. Gerek Arts And Craft, gerekse Bauhaus tekstil sanatçıları tekstilin üretim teknikleri ve malzeme olanaklarından yararlanarak, sanatlarında özgürleşmeye yoğunlaşmışlardır. Bu hareket 1960’tan itibaren Lif Sanatının yolunu açmıştır. Tekstilin hacimsel ve dokusal özelliklerinin verdiği olanaklardan yararlanan bazı sanatçılar, geleneksel tekstil üretim teknikleri, örme, dokuma ve keçe gibi teknik ve malzemelerini sanatlarında ifade aracı olarak kullanarak, boyutlu heykel uygulamaları gerçekleştirmişlerdir.
Anahtar Kelimeler: Tekstil, Bauhaus Okulu, Heykel Sanatı, Arts And Craft, Örme, Dokuma, Keçe
|